3 Haziran 2011 Cuma

Tek çocuk

Passiflora'nın yazdığı tek çocuk yazısıyla bu aralar yeniden tetiklenen, öncesinde de üzerinde çok düşündüğüm ve okuduğum bir konu tek çocuk olmak...Yaptığım araştırmalar ve gözlemler sonucu aslında tek çocuk veya kardeşlere sahip olan bireylerin temelde aile tutumlarına göre farklılaştığına kanaat getirsem de, kardeş sahibi olup/olmamanın etkisini de yadısayacak değilim. Özellikle rekabeti öğrenebilme, rekabet içinde yer alma/kaçma konularında bu farkın önemli olduğunu düşünüyorum...İnsan ilişkileri konusunda özellikle paylaşım konusunda, benim için kritik olan aile tutumları fakat...Aile, insan ilişkilerinde paylaşımı desteklesin ya da desteklemesin gözardı edilemeyen bir gerçek var ki, o da tek çocuğun yalnız olduğu....Yani ister çok paylaşımcı olsun ilişkilerinde, ister kutu gibi kapalı olsun, tek çocuğun bilinçaltında yalnızlık kavramı hep var ve aslında bağışıklık sisteminde de bu hep var...Bu durum kabul etmesi zor da olsa, varoluşsal yalnızlıkla beraber değerlendirildiğinde aslında bir güce dönüşüyor...Her ne kadar kaybetme korkusunu her bireyin yaşayacağı kadar yaşasalar, kardeşleri olmadığı için insan illişkilerine çok değer verseler, arkadaşlarını kardeşleri gibi görseler de, bu tek çocuklar tek başlarına varolabileceklerini bildiklerinden öyle veya böyle (bununla yüzleşmişlerse tabii) bir noktadan sonra kaybetmekten de korkmuyorlar ve vazgeçmek bilinçli tercihleri oluyor...isteyerek, bilerek vazgeçmek...kaybedecek birşeyleri yok...zaten tek başlarına varlar ve var olabiliyorlar...tek başlarına geçirileceği düşünülen zaman, diğerleri kadar korkutucu bir durum gibi gözükmüyor çünkü zaten kendi başlarına oyun oynamışlar, yaramazlık yaptıklarında çocukken, suçu atabilecekleri/paylaşabilecekleri bir kardeşleri olmadığı için bununla kendileri yüzleşmişler, vs...o yüzden benim gözlemlediğim kadarıyla tek çocukların sınırlarını fazla zorlamamak gerek, bir noktada arkalarına bakmadan gidiyorlar..

15 yorum:

Passiflora dedi ki...

o kadar katılıyorum ki.. aslında ben de yalnızlığı hiç sevmem filan diyorum ama insanlarla yaşarken de baya mızmız ve kuralcı biri olabiliyorum, farkındayım. bir de son birkaç haftadır fark ettiğim durum, aslında ilişkilerimin yürümediğini anladığım zaman, kısa bir süre içinde bırakıp gidiyorum. gidiyormuşum yani. kararlıymışım baya. yeni fark ediyorum bunu.

çevreme sakız gibi uzayan, gittikçe kötüleşen hastalıklı ve hiçbir işlevi olmayan hatta zararı daha çok olan ilişkiler çok gözüme batar oldu. bununla beraber fark ettim biraz da kendimin bu durumlara izin vermediğimi. bu da gerçekten tek çocuk olmakla alakalı olabilir. bunu da şimdi senin yazınla beraber düşündüm.

kısaca çoksel olmuş :)

bta dedi ki...

teşekkür ederim :), tek çocuk olmakla ilgili malzeme bol, daha devam ederiz :)...

Passiflora dedi ki...

ehehe evet :) senin yorum takip şeyin yok mu? gelen yanıtları takip et seçeneği çıkmıyor da yazıların altında.

bta dedi ki...

şimdi oldu :)

lithaen dedi ki...

Son zamanlarda seninle de yaptığımız birtakım sohbetler sonrasında, bırakıp gitmeye alternatif bir refleks olarak -diğer bir uçta- kabullenmenin de gelişme ihtimalinin olduğunu düşünmeye başladım. Yani ya "Bu iş yürümez, hadi bana eyvallah.. Ben her zaman yalnızdım zaten" yada "Bu iş yürümez ama böyle kabul edicez. Ne de olsa içimde her halükarda yalnızım..."

Ne dersin-iz?

Passiflora dedi ki...

bence o da aynı. kabullenip oturup durmuyor ama gidiyor yani? tek çocuk durumu görür çözümsüzlüğü kabullenir bırakır gider.

bence kardeşi olanlar o "negotiation" mıdır "katlanmak" mıdır bilemiyorum (kardeşim olmadığından herhalde :D) onu yapıyor ve hiçbir şey yapmasam da kendi kendine çözülür herhal deyip bekliyor diye görüyorum. ne dersiniz?

bta dedi ki...

hımm...o durumun bir benzerini ben de yaşadım, hatta iki benzerini :). İkisinde de ilişki içinde kalarak durumu kabullendim...İlkinde sanırım duygularım yeteri kadar güçlü olmadığı için, bu kendi içindeki yalnızlık, "madem yalnızım, bari fiilen de yalnız olayım" a gitti...İkincisinde, duygularım çok güçlüydü, "bu iş yürümez ama böyle kabul edicez" i deneyimledim....yani aslında bu varlık içinde yokluğu yaşıyorsan da, yine de seni tutan birşey olması gerek...sanki

Passiflora dedi ki...

ben de bugün aile terapisinin son dersinde türkiye'de kimse aile terapisine gitmiyor ki diye düşünüyordum. şimdi sayenizde buna da yanıt buldum galiba. "ayrılsak daha çok mutsuz olucam" diye düşünen çiftler gidiyor olmalı?

bta dedi ki...

hımm...daha da düşününce bir önceki yazdığım "sanki"yi "evet öyle"ye çeviriyorum....bir geçmişe dönüp baktım da, beni tutacak birşeyi olmayan her türlü ilişkiyi bıraktım...ya zaten bence devam eden ilişkilerin ve evliliklerin çoğu, eğer içinde mutsuzluk ya da tatminsizlik olmasına rağmen bitmiyorsa (duygu yoğunluğu yani tutan bişiler (tut-kal)olmaksızın), bunun büyük yüzdesinde yalnız kalmaktan/sonrasında ne yapacağını bilmemekten duyulan korku vardır diye düşünmekteyim...

Passiflora dedi ki...

"tut-kal" süpermiş :)

bta dedi ki...

evet ya bu benzetmemi ben de seviyorum ama aslında benim bulusum değil de, türkçenin buluşu sayılır :)
tut-ku => tut-kal, bir arada tutuyorlar, nefis mantık ;)

lithaen dedi ki...

İlişkiler için; ya seni tutan birşey olması, yada seni çok da rahatsız etmeyen bir state olması gerekiyor bence. Yada seni harekete geçirecek bir dış etken gerekli. Başka bir heyecan vs.

Gerçi ben sadece ilişkiler bazında bakmamıştım, bu yaklaşım herhangi bir çatışma için de geçerli olabilirmiş gibi geliyor bana. Yani "X konusunu A kişiyle aramızda çözemedik. Ne yapalım" yada "X konusu beni çok rahatsız ediyor ama kabullenicez naapalım?" gibi.. Gerçi tek çocukluk, kendi dünyasında tam hakimiyetin yarattığı, sosyal yaşamda elden birşey gelmemesinin depresyonunu da ittiren birşey bir yandan. (Acaba ben işi biraz bulandırıyor muyum?)

Hani kardeşlerin debate işini daha iyi kıvıracaklarına mı getirdim ben şimdi olayı? Öyle oldu galiba. Biraz daha düşüniym bunun üstüne, emin olamadım şimdi :P böyle çalaakıl da düşünülüp yumurtlanmaz ki canım... heh

(Not: gugıl Kelime doğrulama kutusunda bana "emptal" diye birşey yazdırıyo.. Bildiğin empati beceriksizi demek değil mi bu be! haha!)

Passiflora dedi ki...

bir yazımda kullanıp sana refere ederim belki olur muu :)

bu arada yazım arada kaynadı facebookta kimse okumadı bugün :((

bta dedi ki...

@ lithaen, emptal süpermiş, bu da kullanıma açılmalı ! ya "herşeyin kendi dilediğin gibi olmasını istiyorsun" lafı zaten tanıdık değil mi ? :) Ya bu durumda elden bişi gelmemesini kabullenip, depresyonunla oturucan, ya da huysuz bişi olucan kendi isteklerini kabul ettirmeye çalışan, ha ikisinin ortası tutuyorsa tadından yenmez...ama onun için alıştırma gerekli, kardeşli çocuklarda da o var sanırım...
@passiflora, kullan tabii, yazını benim arkadaşlarımdan okuyanlar olmuş yahu...

Orçun dedi ki...

Bir tek çocuk olarak internette tek çocuk olmakla ilgili araştırma yaparken buldum bu yazıyı... Tek çocuk konusunda bir tek çocuk olarak yazabileceğim o kadar çok şey var ki, ama öncelik olarak sizin yazdığınız yalnızlık ve ilişkiler konusunda yorum yapmak daha iyi olur sanırım... Yalnızlık, her ne kadar nefret etsemde, bir o kadar vazgeçemediğim tek hazinem demek bu durumu en iyi anlatan cümle olur bence... Kardeşim olmamasından dolayı küçükken yalnız başıma oyun oynamam, geceleri yalnız uyumam, her alanda yalnız başıma olmam. En ufak bir hayal kırıklığında yalnızlığıma sığınmam, kendi içime kapanıp kendimle dertleşmem. Benim en iyi arkadaşım yine benim... Arkadaş konusunda hiç kimseye en iyi arkadaşım diyemem... Tek çocuk olarak sizlerde çocukluğunuzdan bu yana arkadaşlarınızı hiç sahip olmadığınız kardeşiniz yerine koymuş, bu yakınlığı onlardan beklemiş ve en büyük dost kazıklarını da bu kardeşiniz yerine koyduğunuz arkadaşlardan yemişsinizdir. O yüzden tek çocuk olarak insanlara güven problemi, sağlam dostluklar kuramama gibi problemler sadece bende yoktur herhalde? Bunların hepsi ortaya yalnızlığı sevmek olarak ortaya çıkıyor ilerleyen zamanlarda...

Tabi toplum ilişkileri dışında, aşk hayatınıda olumsuz etkiliyor bu durum bence. Bu yalnızlı sevmek, özgürlükle eş anlamlı sayılır bana göre. Bugüne kadar olan ilişkilerimde hiç dikiş tutturamadım. Kendimi hep kısıtlanmış hissettim. Bu da yazdığınız gibi, bilinçli vazgeçmek oluyor. Vazgeçemediğim tek şey ise, yalnızlığım, özgürlüğüm... Bir tek bunu kaybetmekten korkuyorum...