kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2013 Cuma

Düşünüyorum Öyleyse Vurun - İlhan Selçuk

'Niçin ? Neye yetişmek için ? Sen durdukça duran, sen yürüdükçe yürüyen, sen koştukça koşan; hem senin dışında hem senin içinde yaşayan zaman karşı çaresiz değil misin ?' (İlhan Selçuk)

Zamana psikolojik olarak da, fiziksel olarak da direnemiyoruz. Yaşarken geçiyor, ölünce de bitiyor zaman. Kimilerinin zamanları kendine, kimilerininki herkese. Sanırım İlhan Selçuk zamanı herkese olanlardandı. 'Düşünüyorum Öyleyse Vurun' adlı kitabını bir solukta bitirdim. Selçuk'un köşe yazılarının toplandığı kitabın ilk basımı 1984 yılında yapılmış. Kitabın zenginliği sadece, dönemin sosyal ve politik olaylarını anlatıyor olmasından değil; hayata ve insana dair derin bir algılayışı yansıtıyor olmasından da kaynaklanıyor. Yakın Türkiye tarihinden bilinçli bir şekilde uzak tutulan bir neslin, güncel olaylara anlam vermesini çok kolaylaştıracak bir kitap. Ve de 80'lerden bu yana pek de bir şeyin değişmediğini belgelemesi adına önemli bir kaynak. Hala düşünenler, 'düşünüyorum öyleyse varım' diyemiyorlar...

'Yaşanan an ile süreç; doğru ile gerçek arasındaki çizgiyi de içerir. An'ı yaşarken sürecin bilincindeysen gerçekten yaşıyorsun demektir; gerçeği bilip de doğruyu seçersen, tam anlamında insansın demektir. Bu da mutluluğun tanımıdır.' (İlhan Selçuk)


Tarihimizle Yüzleşmek - Emre Kongar

Buraya gelirken yanımda sadece bir tane kitap getirebilmiştim, onu okuyunca da elimde Türkçe kaynak kalmadı. İngilizce kitaplara devam ettim ama gün içinde yazılı ve sözel İngilizce'ye fazlaca maruz kalınca, onları da bıraktım. Sonra e-kitap okuyucuları keşfettim ve Barnes & Nobles üretimi Nook'tan bir tane alıverdim. İyi ki de almışım, internetten Türkçe kitaplara da erişimim olunca, aylardır özlediğim okuma imkanına kavuşmuş oldum. 

Okuduğum ilk kitap Emre Kongar'dan Tarihimizle Yüzleşmek oldu. Kitapla ilgili değerlendirme yapacak olursam, ilk olarak kitabın kapsamlı bir tarih kitabı olmak gibi bir iddiası yok ve değil de. Emre Kongar kitabın önsözünde bunu şöyle aktarıyor:

18 Nisan 2012 Çarşamba

nazi subayının paradoksu: spinoza problemi




19 Mart 2012

Bir bakış açım varsa yaşadığım hayata dair, çorbada tuzu olanlardan birisidir Irvin Yalom. Son bir haftadır   yeni kitabı Nazi Subayının Paradoksu: Spinoza Problemi'nin kitapçı raflarında yerini almasını bekliyordum. Nihayet cumartesi günü hevesle beklediğim bu kitabı edinebildim. Lakin ufukta bir Amerika yolculuğu olduğundan ve de yanımda çok fazla kitap götüremeyeceğimden, hevesimi uçak yolculuğu ve sonrasına saklamaktayım. Bakalım çorbaya nelere ekleyecek bu kitap...

17 Nisan 2012

Okyanusu benimle beraber aşan kitap bu gece bitti...Açıkçası aklımda kalan tat, kitabın ilk sayfalarında alacağımı düşündüğüm tattan daha fazla oldu. Belki mesleki olarak, ilk sayfalarda terapiye dair öğelerin fazla olması, 'gözüne sokulma' hissiyatı yaratmış olabilir. Ayrıca, yine ilk başlarda çevirinin iyi yapılmadığını düşündüm, ilerleyen kısımlarda düzeldi mi yoksa ben mi alıştım ayırt edemiyorum.

Dine dair önyargılı bakış açısına sahip olanların bu kitaptan pek hoşlanacağını düşünmüyorum...Zaten Irvin Yalom'un bu konudaki görüşleri de belli...Genel olarak Spinoza ve Rosenberg'in hikayelerini ard arda takip etmek keyifliydi. Bu iki hikayenin okunurluğu da iyi ayarlanmış, ard arda olduğu için bazı bölümlerde Spinoza'nın, bazı bölümlerde de Rosenberg'in sonraki bölümlerini büyük bir merakla bekledim. Yalom, psikoloji alanındaki deneyim ve bilgisini kullanarak, Spinoza ve Rosenberg'in iç dünyalarını güzel bir şekilde kurgulamış. Kendi adıma, -Yalom'un önceki kitaplarını okuduğum zamandaki 'ben'in farklılığını bir kenara bırakabileceğimi varsayarsak- bu kitap bir Nietzsche Ağladığında ya da Divan değil. Doruk dönemi eserlerinden sonra, daha çok bir demlenme dönemi eseri gibi geldi bana Spinoza Problemi...Tabii asıl yorumu, meslek dışı okuyuculardan almak lazım...Bir de Yalom'un tarihi figürleri romansal kurgu içerisinde kullanmasını seviyorum, kullandığı karakterleri benim de seviyor olduğum yanlılığını da ekleyerek...


15 Aralık 2011 Perşembe

Varoluş ve Psikiyatri



Kitapçılarda dolaşırken, psikolojiyle ilgili raflarda rastladığım kitaplar çerçevesinde, görebildiğim ve okuduğum kadarıyla Engin Geçtan için, Irvin Yalom'un Türkiye'deki yansıması diyebilirim. Tabii, bunu varoluşçu düşünceyi terapi alanında uygulama ve hayata bu bakış açısıyla yaklaşabilme alanlarını temel olarak söylüyorum. Yoksa kastettiğim bir öykünme ya da kişisel özellikler açısından bir benzetme değil. Bu blogda da çeşitli yazılarımda, Engin Geçtan'ın yazdıklarından bolca alıntılar yaptım. 


Kendisinin okuduğum ilk kitabı Varoluş ve Psikiyatri. Bu kitabı okurken, Irvin Yalom kitaplarından aldığım zevki alabilmek ve ülkemizden de varoluşçu bakış açısıyla ilgili uygulama alanlarını görebilmek beni çok sevindirdi. Kitapta, Psikiyatri, Psikanaliz, Psikoterapi Vesaire ve Varolmak ya da Olamamak başlıklı iki bölüm bulunuyor. Yazım dili olarak oldukça rahat okunan bir kitap, fakat işlenen konuların derinliği nedeniyle benim için okuması uzun zaman aldı. Neredeyse iki üç paragrafta bir durup, yazılanları düşünüp, bu konuyla ilgili daha önce bildiklerimi bütünleştirmeye çalışmak, farketmeden saatlerin geçmesine neden olabiliyor. 


Kitabın sevdiğim bir diğer özelliği, çeşitli düşünür ve meslektaşların eser ve anılarından da alıntılar yapılarak, hem varoluşçu bakış açısı hem de psikiyatri/psikoloji alanı için geniş bir kaynakça imkanı sunması. Böylece, kitap bittiğinde elinizde okunması gerektiğini düşündüğünüz bir sürü kitap ve yazar ismi olmuş oluyor.


Yazarın bu alanla ilgili yazdığı diğer kitaplara baktığımızda, bir akış takip edebilmesi açısından ilk olarak 'İnsan Olmak' daha sonra bu yazıda söz edilen kitabı, son olarak da 'Kimbilir' adlı kitabını okumak daha pratik olabilir. Ben bu kitabı okumakla ortadan başlamış olarak, şimdi 'İnsan Olmak' adlı kitabını okumaktayım..Sonra sıra 'Kimbilir'e gelecek..Üçünü de okumuş olarak daha bütüncül bir yorum yapabilirim diye düşünmekteyim.. 

24 Ekim 2011 Pazartesi

Sofi'nin Dünyası



'Üçbin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.' sözüyle açılış yapan Sofi'nin Dünyası, Jostein Gaarder'ın yazdığı, 90'lı yılların başında oldukça popüler olan bir kitap. Bu konuyla ilgili Prof.Dr. Gürsel Aytaç'ın o yıllarda yayınlanan Cumhuriyet Kitap'ta yazdıkları şöyle: "Orjinali Norveççe'de ve çevrildiği kırk küsur dilde bir bestseller. Ama olay örgüsünün  sürükleyiciliğiyle ya da kalıp ifadelerle yazılmış halk-tipi bir roman değil, "felsefe tarihi üzerine" bir roman. 579 sayfalık didaktik bir roman...Sofi'nin Dünyası'nı bir felsefe tarihi ders kitabı olmaktan kurtaran, şüphesiz romanlığı, bu romanın kurgusunda azımsanmayacaak kurmaca öğesi, romantik ironi vb. edebi sanatlar". Bir yandan; gençleri felsefeyle  tanıştırmak için yazıldığından, olumlu eleştiri alan; bir yandan da bu kitabı okuyup, felsefe hakkında herşeyi biliyormuşçasına davranan kişiler yüzünden olumsuz eleştiri alan bu kitap, ortaokul yıllarımdaki "ben" için önemli  bir kitaptı. Felsefeye karşı olan ilgimi daha da körüklemiş, en önemlisi bugün sahip olduğum varoluşçu bakış açısının temellerini hazırlamıştı. Kitabın, henüz seyretmediğim 1999 yapımı bir filmi de mevcut...Kitabın kurgusuna baktığımızda ise; Sofi, önce Rahip Alberto'dan gelen mektuplarda, sonra da birebir görüşmelerde felsefenin temel taşlarında bir yolculuk yaparken, aynı zamanda kendi varoluşunu da sorgulamaya başlar ve sonunda aslında başka birinin kafasında yaratılan bir karakter olduğunu öğrenir. Kitap'tan sevdiğim bazı alıntılar şöyle...

"Bundan ikibin yıl önce yaşamış Yunanlı bir filozofa göre, felsefe insanların hayretinden doğmuştur. Ona göre, insanlar kendi varoluşlarına şaşarlar; felsefi soruların çoğu da böylelikle kendiliğinden ortaya çıkar...
...İyi bir filozof olabilmek için gereken tek şey hayret etme yeteneğidir. Küçük çocukların hepsinde bu yetenek vardır....
.....İşin acıklı yani, büyüdükçe sadece yerçekimi yasasıyla kalmaz alıştıklarımız. Aynı şekilde tüm dünyaya alışırız....Ancak bu arada çok önemli bir şeyimizi yitirmiş oluruz ki, filozofların bizde yeniden canlandırmaya çalıştığı şey de budur. Çünkü herşeye rağmen içimizdeki bir ses, yaşamın büyük bir sır olduğunu söyler. Bu bizim, bir zamanlar, daha düşünmeyi öğrenmeden önce yaşadığımız bir duygudur."

29 Ocak 2011 Cumartesi

Her gün biraz daha yakın


  • Irvin Yalom; terapist, varoluşçu ve edebiyatçı kimlikleriyle çok takdir ettiğim bireylerin başında gelmektedir. Bütün kitaplarını okuduğumu düşünürken, geçenlerde babam sayesinde bir kitabını atlamış olduğumu farkettim. 
    Bu kitap "Her Gün Biraz Daha Yakın: İki Kere Anlatılan Herkesin Bildiği Bir Terapi" adını taşımakta. Orjinal adı ise "Everyday Gets A Little Closer: A Twice-Told Therapy". Kitabın başlığında yer alan "iki kere anlatılan" kısmında belirtilen iki kere, hem terapistin hem de hastanın gözünden anlatılan terapi sürecini ifade ediyor. Yalom, ilk önce grup terapisinde gördüğü sonra da deneysel bir şekilde bireysel görüşmeler yaptığı Ginny Elkin'le olan görüşmelerinin notlarını saklar. Bu görüşmeler için deneysel demesinin sebebi, Ginny Elkin'den terapi karşılığında ücret yerine her görüşmenin Ginny'nin bakış açısını yansıtan bir özetini istemesidir. Bu notlar karşılıklı olarak 6 ayda bir değiştirilecektir. Terapi bu şekilde devam eder, ve sonrasında hep aklında  bu görüşmeleri bir kitap olarak çıkarmak olan Yalom, edebiyatçı olan eşinin de yardımıyla, bu notları bir kitap haline getirir. Kitabın ön sözünde yazdığı üzere, bu notlar çok küçük düzeltmeler dışında olduğu gibi yayımlanmış. Kitabın daha başında sayılırım, şimdilik oldukça keyifli gidiyor, bitirince daha detaylı bir yorum yazacağım.