11 Ocak 2013 Cuma

Birsen Tezer - Cihan (2009)

Bu sefer burada olmakla bir durum söz konusu değil. Taa 2009 yılında çıkan bir albümü yeni keşfettim. Tek diyebileceğim şey, iyi ki daha da gecikmemişim. Su gibi, insanı başka bir varoluş anına taşıyan bir albüm. Türk Sanat Müziği ve caz harmanlanmış, biraz Bülent Ortaçgil biraz İlhan Şeşen eklenmiş, nefis olmuş. Böyle farklı bileşimleri dinlemek beni çok mutlu ediyor. Ait olduğum kültürün çeşitliliğinin de, bütün keşmekeşine rağmen çok 'insani' ve 'bam teline dokunur' olmasının tadı ayrı benim için. Bu aralar ikinci albümü 'İkinci Cihan' da yayınlanacakmış, heyecanla bekliyorum...

Düşünüyorum Öyleyse Vurun - İlhan Selçuk

'Niçin ? Neye yetişmek için ? Sen durdukça duran, sen yürüdükçe yürüyen, sen koştukça koşan; hem senin dışında hem senin içinde yaşayan zaman karşı çaresiz değil misin ?' (İlhan Selçuk)

Zamana psikolojik olarak da, fiziksel olarak da direnemiyoruz. Yaşarken geçiyor, ölünce de bitiyor zaman. Kimilerinin zamanları kendine, kimilerininki herkese. Sanırım İlhan Selçuk zamanı herkese olanlardandı. 'Düşünüyorum Öyleyse Vurun' adlı kitabını bir solukta bitirdim. Selçuk'un köşe yazılarının toplandığı kitabın ilk basımı 1984 yılında yapılmış. Kitabın zenginliği sadece, dönemin sosyal ve politik olaylarını anlatıyor olmasından değil; hayata ve insana dair derin bir algılayışı yansıtıyor olmasından da kaynaklanıyor. Yakın Türkiye tarihinden bilinçli bir şekilde uzak tutulan bir neslin, güncel olaylara anlam vermesini çok kolaylaştıracak bir kitap. Ve de 80'lerden bu yana pek de bir şeyin değişmediğini belgelemesi adına önemli bir kaynak. Hala düşünenler, 'düşünüyorum öyleyse varım' diyemiyorlar...

'Yaşanan an ile süreç; doğru ile gerçek arasındaki çizgiyi de içerir. An'ı yaşarken sürecin bilincindeysen gerçekten yaşıyorsun demektir; gerçeği bilip de doğruyu seçersen, tam anlamında insansın demektir. Bu da mutluluğun tanımıdır.' (İlhan Selçuk)


Tarihimizle Yüzleşmek - Emre Kongar

Buraya gelirken yanımda sadece bir tane kitap getirebilmiştim, onu okuyunca da elimde Türkçe kaynak kalmadı. İngilizce kitaplara devam ettim ama gün içinde yazılı ve sözel İngilizce'ye fazlaca maruz kalınca, onları da bıraktım. Sonra e-kitap okuyucuları keşfettim ve Barnes & Nobles üretimi Nook'tan bir tane alıverdim. İyi ki de almışım, internetten Türkçe kitaplara da erişimim olunca, aylardır özlediğim okuma imkanına kavuşmuş oldum. 

Okuduğum ilk kitap Emre Kongar'dan Tarihimizle Yüzleşmek oldu. Kitapla ilgili değerlendirme yapacak olursam, ilk olarak kitabın kapsamlı bir tarih kitabı olmak gibi bir iddiası yok ve değil de. Emre Kongar kitabın önsözünde bunu şöyle aktarıyor:

27 Aralık 2012 Perşembe

Tarafsızlık mümkün mü ?


Bir arkadaşım tarih ve politika kitaplarını okumayı sevmediğini çünkü çoğunun taraflı yazıldığını, tarafsız bir kitaba denk gelmenin çok zor olduğunu söylemişti. Acaba gerçekten tarafsız olmak diye bir şey var mıydı ki ?

İnsan psikolojisinden yola çıkarak 'tarafsız olmak' diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Seçme şansınızın olmadığı bir aileye doğuyorsunuz, diliniz, kültürünüz, yaşama bakış açısınız buna göre şekilleniyor. Zaten hangi aileye doğduğunuza bağlı olarak bir 'taraf' oluyorsunuz. Ve bu 'taraflığın' sizin kim olacağınız üzerinde büyük bir etkisi oluyor, hangi işi seçip hangi konularla ilgili çalışacağınızda bile. Hayat seçimlerinden, tarihin yorumlanması veya politika gibi daha sosyal konularda ise, bu 'taraflılık' durumu daha da ağır basar, çünkü 'taraf' olmak dediğimiz şey aslında sizin dünyaya bakış açınızdır, olayları yorumlayışınızdır. Yeri gelir alacağınız kıyafetin rengini bile buna göre seçersiniz, siz farkında olmadan alt-bilinciniz çevredeki uyaranları da buna göre algılar. 

Ha bu durumda, peki bilim nasıl ilerler ? Bir sav ortaya koyarsınız test edersiniz, yeni bir sav sizin savınızın geçerliliğini yıkana kadar, elde olan sav 'gerçektir'. Pozitif bilimlerde bu daha kolaydır, daha gözle görülür elle tutulur şeylerdir bahsi geçen, en azından içinde matematik vardır, herkesin üzerinde anlaşabildiği evrensel bir dil. Yine de, ortaya çıkan sonuçların 'tartışma' bölümlerinde ele alınma şekilleri, daha üst bir çerçeveden hangi çalışmaya ne kadar kaynak sağlanacağı bile birşeylere 'taraf' olmaktan ibaret. Sırf bilimsel verileri değerlendirmeye almaya çalışsak bile, bilimsel makalelerde yayınlanan sonuçların çoğunun olumlu olması, olumsuz sonuçların genelde yayınlanabilir olmaması bile bir 'taraf'lılık. Peki sosyal bilimlere kayarsak, tarih için diyelim ki belgeler önünüzde açık, yazışmalar, günlükler, kayıtlar....Yine de bunları toplayıp bir bütün haline getirmeniz ve olup biteni anlatmanız gerekir. Eğer işinizi dürüst yapan biriyseniz, bilginiz dahilindeki bütün belgelere ulaşmaya çalışır, ulaşamadıklarınızı ya da bilginiz dahilinde olmayanlar olabileceğini belirtir, yorumlamanızı ona göre yaparsınız. Ya da işinize gelen belgeleri seçer ve o belgeler çerçevesinde bir gerçeklik oluşturursunuz. O da sizin vicdanınıza kalmış olur. Öyle ya da böyle yine tarafsınızdır. Adalete gelelim, ya da yasalara...Onlar da belli bir bakış açısının, belli bir ideolojinin etrafında hazırlanmışlardır. Bu bakış açısının sadece 'insanlığa' (ki insanlık tanımı da bir bakış açısı içerir, ama bir yerde durmak da gerektiğinden oraya girmiyorum) ne kadar uygun olduğunu tartışabilirsiniz. İnsan yaşamına saygı, verilen değer, özgürlükler, vs. Diğer sistemlere göre tarafsızlığı daha yakın olduğu düşülen demokrasi sistemi bile, hangi ülkede hangi ideoloji altında kurulduysa o sistemi korumak için çalışır. Çoğunluğun yönetimi olmaktansa, azınlıkların da temel hak ve özgürlüklerinin aynı şekilde korunduğu bir yönetim biçimidir amaçlanan. Lakin, o sistem içerisinde de, o sisteme karşı olanlar çıkacaktır, ve varolan yönetimin korunması amacıyla o karşı çıkanlara müdahale etmek zorunluluğu vardır, bu da bir taraflılıktır.

Sonuç olarak, ister genlerinizden ister alt-bilincinizin algıladıklarından yola çıkın isterseniz sol-sağ ideolojiye sahip olmak gibi bir genellemeden, neyi temel alırsanız alın, insan doğası gereği 'taraf'lıdır. Ve taraflar kendi 'taraflarının' ağır basması için mücadele ederler. Dolayısıyla, tarafsızlık fikri bile 'taraflılığın' bir başka çeşididir...Gelişim dediğimiz şey de tarafların bu mücadelesi sonucu sağlanır. 


9 Aralık 2012 Dave Matthews Band Konseri

Yağmurlu bir Boston gününde, heyecanlı, hüzünlü ve meraklı bir şekilde konser alanına gittim. Ön grup olarak Jimmy Cliff sahneye çıktı. Eğlencelilerdi, gelenleri Dave Matthews öncesi bir kıvama getirdiler. Sonra saat tam 20.30'ta (ki burayla ilgili en sevdiğim şeylerden biri, konserler çok dakik) Dave Matthews sahneye çıktı ve 5 dakikalık bis arası haricinde hiç durmadan 3 saat boyunca çaldılar ! 

Hissettiklerimi sözcüklerle tam olarak anlatmam mümkün değil, bir duygudan öbürüne geçiş yapıp durdum. Adamlar iyiler ! Gitmeden önce playlistlerine bakmıştım, her konserde farklı bir listeleri vardı. Two Step, Time Bomb ve #41'e denk geldiğim için şanslıyım. Bunların dışında, Broken Things, Drunken Soldier ve The Riff'in canlı versiyonları beni bitirdi. Konser bittiğinde üstümden tam anlamıyla kamyon geçmiş gibiydi zaten bir kaç gün de kendime gelemedim. Şimdiye kadar çok fazla konsere gitmiş biri olarak diyebilirim ki, bu konser kesinlikle ilk üç içindeydi, aslında ilk sırada da derdim ama belleğimin olası oyunlarından dolayı yanılgı payı bırakmak adına, ilk üç diyorum. Her Dave Matthews severin tatması gereken bir deneyim. Umarım isteyen herkesin bir şekilde şansı olur. Günün hatırası olması amacıyla da birkaç bir şey aldım kendime konser alanından, artık İstanbul'a döndüğümde giyer giyer, hatırlar, yad ederim bugünü.

Konserin playlist'i de şu şekildeydi:
  1. #41 
  2. (Dave Matthews song)
  3. Encore:
  4. (Dave solo)

25 Aralık 2012 Salı

Aşktan ve Gariplikten (2012)

Bir yeni albüm de Can Bonomo'dan. Aşktan ve gariplikten. Dinlemesi kolay, akıcı bir albüm. Aslında tam konserlik olmuş, ki varolan şarkılardan bazılarına zaten konserlerden aşinaydım. Açıkçası çok etkilendim diyemeyeceğim, bir önceki albüm kadar vurmadı beni. Yine de aralarda keyifle dinliyorum.



Güneşi Beklerken (2012)

Mor ve Ötesi'nin yeni albümü Güneş'i Beklerken bir hafta kadar önce piyasaya çıktı. Ben de heyecanla bekliyordum. Genelde, sevdiğim diğer grupların albümlerinde olduğu gibi dinledikçe güzelleşen bir albüm. Ya benim ruh halimden ya da sahiden öyle bilemeyeceğim ama bir önceki albümlerine kıyasla duygusal olarak daha yoğun bir albüm sanki. Böyle her şarkı daha bir derinden derinden vuruyor...Örnek olarak hangi şarkıyı buraya ekleyeyim dedim, karar veremedim. Albüm genel olarak, bir önceki albümden Araf ya da Kara Kutu ayarı diyeyim siz anlayın. İstanbul'da konserlerine gitmek için sabırsızlanıyorum...